Bağımlılık nedir?
Bağımlılık insanın dürtülerini kontrol edememesi sonrasında bir nesneye veya olguya aşırı muhtaç hale gelmesidir. Kişi bu nesneler olmaksızın hayatını sürdüremeyeceğini, verimli olamayacağını ve işe yaramayacağını düşünür.
• Bu hangi kişilik yapılarında olur?
Bu konuda değişik yorumlar var. Bazı çevrelerde madde bağımlılarının anti sosyal kişilik yapısında oldukları gibi bir inanç vardır. Halbuki yapılan araştırmalar, mesela alkol bağımlılarında %30 oranında antisosyal kişilk olduğunu ortaya koymaktadır. Yani alkol ve madde bağımlılarının hepsi psikopat kişilik değildir. Piskopatik kişiler yakan, yıkan, kurallara uymayan, sorumluluk almayan, sürekli suç işleyen ve ceza alıp hapishanelerde yatan kişilerdir. Ancak klinik tecrübelerimiz ışığında söyleyebilirim ki bağımlı kişilerde takıntılı kişilik yapısı çok daha fazla görülmektedir. Mükemmelliyetçi, her şeyi 'ya hep ya hiç' modunda yaşayan, aşırı kontrolcü kişiler bunlar. Yaşamış oldukları üzücü ve örseleyici bir olay sonrasında alkolle tanışmaktalar, ve sıkıntıları alkolle veya maddeyle gidermeye çalışmakta ve sonunda bağımlılık noktasına gelmektedirler. Hatta bir zaman sonra alkolün yararlı olduğunu bile savunabilecek hale gelmektedirler. Bu kişiler orta karar içme veya sosyal içicilik modunda kalamamaktadırlar. Ya hiç içmezler ya da şişenin dibini getirirler. Bu kişilik özelliğinde olanların bir avantajı vardır, o da bıraktıkları zaman tam bırakırlar. Bu kişilik özelliği içtikleri sürece dezavantaj, bıraktıkları zaman da avantaj olarak karşımıza çıkar. Ayrıca, bağımlı kişilikler, çekingen kişilikler, sosyal fobikler cesaret bulabilmek için alkole başvurabilmektedirler. Sosyal fobi hastalarında en sık görülen ikinci psikiyatrik bozukluk alkol bağımlılığıdır. Şizofreni hastaları, depresyonlular, kaygı bozukluğu olanlar da sıkıntıyı azaltmak için alkol alabilmekte ve potansiyel bağımlı durumuna gelebilmektedirler.
ALKOL, MADDE KULLANİMİ, BAĞIMLILIĞIN GELİŞİMİ VE BİYOPSİKOSOSYAL SÜREÇLERE ETKİSİ
• Bağımlılık süreçlerinin nasıl bir gelişim gösterdiğini anlatır mısınız?
Genelden özele gelişen bu tarif; alkol, madde kullanımı ve bağımlılık sorununun süreç içinde daha bir anlaşılır ve somutlanabilir hale geldiğinin de göstergesidir. Aynı zamanda ters açıdan bakıldığında ise birbirine entegre olabilecek şekilde gelişen ve birey sağlığından hareketle topum sağlığını etkileyebilecek padoksal bir takip yapılanması şeklinde de yorumlanabilir. Günümüz dünyasında alkol, madde kullanımı ve bağımlılık insanlık üzerinde din, dil, ırk, güçlü, güçsüz ayrımı yapmaksızın yayılmaktadır. Bu, hem toplumların hem de kişiliklerin yaralandığı, zarar gördüğü çok geniş açıdan incelenmesi gereken bir insanlık sorunudur. Bireysel açıdan ele alındığında karşımıza çıkan durum belli bir noktadan sonra kişilik kaynakları ile dayanmayı aşan ve insanı kölesi haline getiren bir karmaşalar yumağıdır. Bir çeşit tutku ve esaret ilişkisidir.
Bağımlılık kavramı, insan-madde etkileşimini içeren kimyasal bağımlılıklar ve insan- insan ya da (özellikle çağımızdaki hızlı ve yoğun teknolojik gelişmelere bağlı olarak) insan-makine etkileşimini içeren davranışsal bağımlılıklar şeklinde yorumlanabilir. Sonuç itibariyle hangi tür bağımlılık söz konusu olursa olsun birey bir dış unsura aşırı derecede gereksinim duyar. Bağımlılığın esası bu noktaya dayanır. Bu yolla birey hem kendisine ait bir yetersizliğin, sıkıntının ya da kaygının üstünü örter hem de hoşnutsuz olduğu durumdan kısa süreli de olsa kaçma imkânına kavuşur. Buradan hareketle diyebiliriz ki insanın davranışsal veya kimyasal bir dış unsurla sürekli ve aşırı etkileşimi bağımlılık olarak adlandırılabilir. Tıbbi anlamda ele alındığında ise bağımlılık; biyolojik, sosyal ve davranışsal boyutları olan bir hastalıktır. Bağımlılık tedavisi olan yani düzelebilen, ancak bağımlı olunan madde tekrar kullanıldığında hızlı ve şiddetli bir seyirde nükseden bir hastalıktır. Bir başka deyişle; kişi bağımlı olduğu maddeyi bıraktığı yere kısa zamanda geri döner. Bağımlılığın gelişimi; maddenin kullanım süresine, kullananın kişilik özelliklerine, maddenin cinsine göre değişir ve her maddenin bağımlılık potansiyeli farklıdır.
Alkol ve madde bağımlılığı için genel nedenler
1. Kişilik sorunları-, özellikle aşırı güvensiz, bağımlı, engellenmeye dayanma tahammülü olmayanlar, depresif ve içe dönük kişilerde madde kullanımı daha sık görülmektedir.
2. Çevresel etkenler, ailesinde madde kullanımı olan bireylerde risk daha çoktur. Mesela birinci derece akrabalarında alkol bağımlılığı olanlarda alkol bağımlılığı riski 7 kat daha fazladır.
3. Çevrede madde kullanımının yaygın olması da riski artırmaktadır (arkadaş, komşu v.s.). Genellikle özenti şeklinde başlayan madde kullanımı bağımlılığa kadar gitmektedir.
4. Stres etkenlerinin olması riski artırır. Eğer kişide bir psikiyatrik rahatsızlık varsa, madde kullanım riski artmaktadır. Mesela toplum önünde etkinliklerde bulunmaktan korkma şeklinde giden sosyal fobide alkol bağımlılığı %19, uyuşturucu madde bağımlılığı %13 oranında görülmektedir.
5. Aile içi iletişim ve paylaşım sorunlarının olması kişileri maddeye iten önemli bir etken olmaktadır.
Bireyi bağımlılığa iten faktörler
Bağımlılığı besleyen en önemli etken keyif verici bir dış unsurun varlığıdır. Yani bir durumu, kişiyi ya da kimyasalı çekici kılan neden, onun bireyi kaygıdan ve gerginlikten uzaklaştırabilme gücü ve keyif verici olmasıdır. Bu durum, bağımlılık geliştirme açısından en yüksek risk grubu olan gençlerin doğal davranış dinamiklerinde daha kolay gözlenebilir. Şöyle ki, genç bir insan doğal gelişim çatışmaları ve bu çatışmalarının neden-sonuç ilişkileriyle uğraşırken genellikle en kestirme ve en zahmetsiz yolu seçer. Çatışmadan doğan gerginlik sırasında gencin keyif aldığı en küçük anlar bile çok kıymetlidir. Psikofizyolojik gelişimde sorun yaşayan gençler ise bu bağlamda savaşmak yerine rahatlıkla hoşnut olmayan durumdan kaçışı seçebilmektedirler. Zaten asıl risk de kaçışın başlamasıyla yargılama gücü zayıflayan gencin ne yöne gideceğinin bellrsizleşmesldlr.
Bir İlginin bağımlılığa dönüşmesi daha çok davranışsal bağımlılıklar İle alkol ya da sigara bağımlılığı için söz konusudur. Madde kullanımında süreç İlginin süreklilik kazanmasından çok kaçış sonucu bağımlılığa İtilmek şeklinde gerçekleşir. Soruyu özellikle teknolojik bağımlılık çerçevesinde ele alacak olursak süreç içinde yaşanabilecek durumlar şöyle özetlenebilir:
- Bağımlılık yaratan unsurun bireyin dikkatini çekmesi
- Etkileşimin giderek artması ve yaşama yayılması (Yaşamın rutini haline gelmesi). Dolayısı ile yaşam kalitesinde düşme olması.
- Tolerans geliştirme
- Geri çekilme belirtileri (Faaliyetten ve iletişimden uzaklaşma)
- Çatışma ve nüksetme
Bu genel bileşenler bir ring hattı gibi İşler. Birinin başlangıcı diğerinin bitişi olabileceği gibi birinin bitişi diğerinin başlangıcı olabilir. Madde bağımlılığında İse durum biraz daha farklı gelişir. Madde bağımlılığı o maddeye duyulan İhtiyaç sonucu ortaya çıkar ve kullanıcının kişiliği ile yakından ilgilidir. Bilinçli kullanıcılar kullandıkları maddenin yarattığı psikolojik ve fizyolojik etkiyi bildikleri için kullanırlar. Bilinçsiz kullanıcılar ya da madde hakkında daha az bilgiye sahip olanlar ise sorundan kaçmak ve yapay olarak sorunsuz bir yaşam alanı yaratmak amacıyla maddeye yönelirler. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki madde kullanan insanlar birbirlerinden direkt etkilenmekte, bunun temelinde de ortak sosyal problemler yatmaktadır. Bir insanı madde kullanmaya iten başka nedenler de vardır elbette. Üstelik bunlar ergenlik dinamikleri içinde çekicilik unsuru da taşımaktadır. Örneğin maddenin eğlencenin eğlenebllmenin ayrılmaz bir enstrümanı olması, başlı başına bir eğlence paylaşımı olması, grup dinamiğine uyumluluğu göstermenin bir kriteri gibi algılanması, özenti, yasağa karşı gelebilmiş olmanın tatmini ve büyüme göstergesi olarak atıflanması... Yukarıda bahsi geçen bilgiler doğrultusunda yapılabilecek yorumların başında ergenlik döneminin alkol, madde kullanımı ve bağımlılık sorunu bağlamında kritik yaşam dönemi olduğudur. Ergenler üzerinde 1970'lerden bu yana madde ile ilgili genel ya da yerel birçok araştırma yapılmıştır ve bunların sonuçları göstermektedir ki 20. yüzyılın ikinci yarısı ile beraber alkol ve madde kullanımı hem dünya üzerinde geniş bir coğrafyaya yayılmış hem de yaşam kültürünü doğrudan etkilemesi nedeniyle geniş bir popülasyona ulaşmıştır. 1992 yılında Amerika Birleşik Devletleri Hukuk Departmanı bir rapor yayınlamıştır. Araştırmanın sonucuna göre dünya ülkelerinde uyuşturucuya başlama yaşının 13-14 civarında olduğu bildirilmiştir. (10 ) Ülkemizde ve dünya'da son dönemde yapılan çalışmalarda ise bu tespitin değiştiği ve başlama yaşının daha gerilere gittiği madde kullanımının geniş bir ürün yelpazesine dağıldığı bildirilmiştir.
Örneğin; Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği'nce Türkiye'nin uyuşturucu konusundaki ilk karşılaştırmalı araştırması niteliğini de taşıyan, Doç. Dr. Kültegin Ögel koordinatörlüğünde, İstanbul'un 15 ilçesindeki 43 okulda, 104 sınıfta eğitim gören 3 bin 168 lise 2 öğrencisi ile yapılan araştırma sonuçlarında: Tütün kullanımının 2004 yılında 2001'e göre yüzde 72. 7, alkol kullanımının da yüzde 17. 6 oranında düştüğü, esrar kullanımının ise 2001 yılına göre yüzde 75 artış gösterdiği,
Uçucu madde kullanımının yüzde 40.5, yeşil reçete ile satılan yatıştırıcı hap kullanımının yüzde 15. 8, uyuşturucu hap kullanımının yüzde 184. 6, sentetik hap kullanımının yüzde 287. 5, eroin kullanımının yüzde 100 artış gösterdiği,
Madde kullanımının erkeklerde kızlara göre daha yaygın olduğunu ancak son yıllarda kızlarda da artış kaydedildiği,
En kolay bulunabilen zararlı maddenin 2001'de uçucu maddeler iken, 2004'te esrar olduğunu, bulunabilirliği en fazla olan maddenin de sentetik hap olan ecstasy olduğu kaydedilmiştir. Küçük açılımlar şeklinde incelenecek olursa özellikle genç insanların bağımlılık kavramı ile nasıl ve nerede karşılaştıkları, nasıl bağımlı oldukları ve kurtulma yolları basit biçimde şöyle ortaya konmalıdır.
* Bize biraz alkolün özelliklerinden bahseder misiniz?
Alkol bedende ve kişilikte yıkıma yol açan güçlü bir zehirdir. Kana karışma hızı diğer bütün oral yolla alınan maddelere oranla hızlıdır. En basit etkileri; motor koordinasyonda bozulma, muhakeme yeteneğinde yavaşlama, dikkat ve konsantrasyon problemleri, reflekslerin zayıflaması gibi işlevsel, sonrasında ise alkole bağlı bunaltı, uyku ve yeme bozuklukları, kişilik bozuklukları, Wernicke-Korsakoff sendromu (Alkole bağlı kalıcı bunama), sıklıkla alkol kullanımına eşlik eden depresyon ve yine alkole bağlı psikotik bozukluklar gibi nöropsikiyatrik tablolar ile sinir iltihabı, beyincik harabiyeti, bir çırpıda sıralayabileceğimiz pankreas, karaciğer, ağız boşluğu, kalın bağırsak, yemek borusu gibi kanser türleri, bağışıklık sisteminin de zayıflaması ise zatürre ve tüberküloz gibi çeşitli enfeksiyon hastalıkları, ereksiyon güçlüğü, orgazm güçlüğü ve ejekülasyon bozuklukları gibi cinsel rahatsızlıklar sıklıkla görülen tablolardır. Alkol bağımlılığı var demek için bir insanın nasıl bir tabloda karşınıza gelmesi lazım? (bu sorunun cevabı aşağıdaki gibi olacak)
Bazı insanlar bir damla alkol alsa bile bağımlı olabilirler. Bu genelde genetik yatkınlığı olanlarda söz konusudur. Yatkınlığı olanlarda ilk içiş bile hızla bağımlılığa götürebilir. Çünkü alkole sebep olan sinirsel ağ o kişinin doğuştan beyninde şekillenmiştir. Bu ağı bir defa veya defalarca uyarmak bağımlılık riskini git gide artırır. O yüzden ailesinde alkolik olanlar bu konuya dikkat etmelidirler.
İnsan nasıl bağımlı oluyor sorusuna cevap olarak da şunları söylemek yerinde olur: çoğunlukla bedensel ve ruhsal sıkıntıyı azaltmak için alkole başlanır. Depresyonda olan, kaygılı, uyku uyuyamayan birini düşünün. Bu kişi bir vesileyle alkolün rahatlatıcı etkisini keşfeder. Bir duble rakı içtiğinde rahat uyuduğunu görürür. Aklına bir psikyatriste gidip bir uyku düzenleyici almak gelmez. Biraz da alkol almanın o anki cazibesine kapılır ve aylarca bu şekilde uyumayı adet edinir. Önce alışkanlık sonra da bağımlılık kendini gösterir. Artık sadece uyumak için değil, çalışmak, mutlu olmak, eğlenmek, yemek için bile alkol alma zorunluluğu duymaya başlar. Bu şekilde bağımlı olmuş çok hastamız var. Bir başka sık görülen örneği ele alalım: toplantılarda çok sıkılan, sunum esnasında tir tir titreyen, yanlış yaparım, rezil olurum diye kaygılanan bir kişi bir toplantı öncesinde alkol alır ve rahatladığını hisseder. İşte o an tuzağa düştüğü andır. Bağımlılık kapısından içeri girmiştir artık. Alkol insana tuzaklar hazırlar. Alkol İnsanın kötülüğünü isteyen bir varlık gibi tuzaklar kurar ve kişi farkına varmadan tuzağa düşer. Başlangıçta sadece sunum için alkol alan kişi hayatıyla ilgili her faaliyet için alkol almaya başlar. Alkolik olduğunun farkına vardığındaysa yıllar geçmiştir. Alkolik olanlar bunu kabul de etmezler. İşini, gücünü alkol yüzünden kaybettiği halde böyle olmadığını savunurlar.
Bir de sabah alkol alan herkes alkolik gibi nitelendirilir. Alkolizmde bu yeterli kriter değildir. Kişi alkolsüz bir şey yapamaz hale gelmelidir. Alkolsüz çalışamıyorsa, ilişkilerini sürdüremiyorsa, mutlu olamıyorsa, alkolsüz keyif alamıyorsa alkoliktir. Bağımlılık aşamasında alkolden de zevk alınmaz, sadece içmek için içilir. Özetle önce sosyal içici olunuyor, eğer bir yatkınlık varsa, beynin bağımlılığa sebep olan mekanizmaları harekete geçtiyse, stres söz konusuysa alışkanlık aşamasına, ondan sonra da bağımlılık noktasına gelinir.
* Türkiye'de alkol ve madde bağımlılığı konusundaki son durum nedir?
Türkiye'de ve dünyada hızla alkol ve uyuşturucu madde alım oranları artmakta, maddeye başlama yaşları ise tüyler ürpertici bir şekilde gittikçe düşmektedir. Kişinin bedensel, ruhsal ve sosyal hayatını yok eden, insanı insan olmaktan çıkaran uyuşturucu maddelerle mücadele etmek, geleceğimiz olan çocuklarımızı bu maddelerden korumak ancak iyi bir koruyucu halk sağlığı yaklaşımıyla olabilecektir. Ancak koruyamadığımız ve bir şekilde maddeyle karşılaşmış kişilerin maddeden kurtarılması için iyi bir psikiyatrik tedavi protokolünün olması zorunludur. Bu kişilerin iyileşebileceğine, maddeden kurtulabileceğine öncelikle biz sağlıkçıların inanması gerekmektedir. Madde tedavisini "ya tutarsa" mantığıyla değerlendirmek ve kişilere bu mantıkla yaklaşmak tabii ki başarı şansını azaltacaktır. Haliyle psikiyatri uzmanı, psikolog, sosyal hizmet uzmanları, rehber öğretmenler, aileler, yakın arkadaşlar ve bağımlı kişiler işbirliği içinde olmalı, bir ekip çalışması halinde sorunun üzerine gitmelidirler.
* Dünyada durum nedir?
Amerika Birleşik Devletleri'nde toplumun yüzde 90'ı yaşamının bir döneminde alkol aldığı, erişkinlerin yüzde 60-70'inin ise sıkça alkol almakta olduğu tespit edilmiştir. Kalp hastalığı ve kanserden sonra alkole bağlı sağlık sorunları üçüncü sırada yer almaktadır. Erişkinlerin yüzde 30-45'i yaşamının bir döneminde en az bir kez aşırı alkol almaya bağlı bir sorunla (yasal, trafik, iş, okul) karşılaşmıştır. Hala yılda 200.000 kişi alkole bağlı bir sorundan ölmektedir. Otomobil kazalarında yüzde 75, kazadan ölümlerde yüzde 50, adam öldürmelerde yüzde 50, intiharlarda yüzde 25 oranında alkol sorumlu tutulmuştur. Ortalama yaşam süresini en az 10 yıl kısaltmakta olan alkol, bağımlılık yapan diğer uyuşturucu maddelere de öncülük etmektedir. Kentlerde kırsala göre daha yaygın olan alkolizm birinci derece akrabalarında alkol bağımlılığı olanlarda 7 kat daha fazla görülmektedir.
Alkol bağımlılığının tipleri
1. Ruhsal ya da bedensel bir sıkıntıyı gidermek için olağandışı, aşırı alkol alma durumudur. Daha çok bir psikolojik bağımlılık söz konusudur. Bırakıldığı zaman kesilme belirtisi görülmez,
2. Olağandışı aşırı alkol alma sonucu gastrit, polinevrit, karaciğer yağlanması gibi bedensel bozukluklar çıkmasına karşın fiziksel bir bağımlılık ortaya çıkmamıştır.
3. Alkole ruhsal ve fiziksel yönden bağımlılık oluşur. İstemli denetim kalkar, içme isteği durdurulamaz. Bedensel bozukluklar gelişir. Alkol bırakıldığı zaman kesilme belirtileri ortaya çıkar.
4. Daha ağır bedensel ve ruhsal bozukluklar çıkmıştır. Alkole karşı direnç artımı oluşmuştur. Alkol azaltıldığında ya da kesildiğinde kesilme belirtileri oluşur. Zaman zaman zorlantılı içme dönemleri görülür. Kişi alkole susamış gibidir. Aşırı bir istek ve tutku ile alkol arar, bulunca su gibi içer. Günler, haftalar bazen de aylarca süren bu dönemleri daha sonra anımsamayabilir. Alışılmışın çok üstünde içmelerine karşın alkole karşı dayanıklıdırlar.
• Alkol bağımlılığının tipleri nelerdir?
Psikolojik bağımlılık safhasında kişi ruhsal ya da bedensel bir sıkıntıyı gidermek için olağandışı, aşırı alkol alma durumundadır. Bırakıldığı zaman kesilme belirtisi görülmez. Bunun bir ileri aşamasında kişide aşırı alkol alma sonucu gastrit, polinevrit, karaciğer yağlanması gibi bedensel bozukluklar çıkmaya başlar ve bunlar fiziksel bir bağımlılığın ortaya çıktığının belirtileridir. Daha ileri aşamada istemli denetim ortadan kalkar, içme isteği durdurulamaz bir hal alır. Bedensel bozukluklar gelişir ve alkol bırakıldığı zaman kesilme belirtileri ortaya çıkar. Bu alkole ruhsal ve fiziksel yönden bağımlılık oluştuğunun bir delilidir. Artık en ileri safhada kişi alkole susamış gibidir. Aşırı bir istek ve tutku ile alkol aramaya başlar ve bulunca su gibi içer. Günler, haftalar bazen de aylarca süren bu dönemleri daha sonra hatırlamayabilirler. Bu son safha kişinin psikososyal yıkımının en üst düzeyde olduğu ve alkolün kişiyi adeta esir ettiği safhadır. Şiddetle tedaviye ihtiyacı olduğu bir dönemdir. Çünkü alkole bağlı ölümler, zehirlenmeler ve kalıcı bozukluklar bu safhada oluşur. " Alkol bağımlılarında kişilik faktörleri nelerdir? Kişilik bozukluğu alkol bağımlılığına, alkol de kişilik bozukluluğuna sebep olmaktadır. Alkol bağımlılarında %22-81 oranında kişilik bozukluğu görülmektedir. En sık görülen kişilik 'Antisosyal kişilik'tir. Alkol bağımlılılarının %79'unda antisosyal kişilik özellikleri görülmektedir. Ancak antisosyal kişilik bozukluğu %30 civarındadır. Antisosyal kişilikler, toplumda "Psikopat" diye tanımlanan kişilerdir. Davranışları toplumsal yasalara ters düşmektedir ve suç işleme eğilimleri yüksektir. Toplum kurallarına uymadıkları ve öfkelerini kontrol edemedikleri için sık sık karakollara düşerler ve tutuklanırlar. Rahatsızlıkları ile ilgili içgörüleri olmadığı için aldıkları cezaları kendilerine haksızlık olarak algılarlar. İnsanlara verdikleri zarar karşısında suçluluk duymadıkları gibi kendilerini haklı bile görmektedirler. Sorumluluk duyguları hiç yoktur. Antisosyal kişiliklerin %80'inde de alkol bağımlılığı görülür. Yine alkol bağımlılarının %4-66'sında sınır kişilik özellikleri gözlenmektedir. Sınır kişilikler, cinsel, mesleksel ve toplumsal kimliklerinde derin güvensizlik ve dengesizlik gösterirler. Sağlam bir kimlik geliştirememişlerdir. Sıklıkla boşluk ve anlamsızlık duygusundan yakınırlar. Çoğu ağır narsistik eğilimler gösterirler. Reddedilmeye ve terkedilmeye karşı aşırı duyarlıdırlar. Kendilerine zarar verme ve intihar eğilimleri yüksektir.
* Alkolizmin tetiklediği psikiyatrik rahatsızlıklar hangileridir?
alkol ve madde bağımlılığı Alkolün bırakma fazında kişide aşırı korku, tansiyon düşmesi, kalp ritminde bozulma, çarpıntı, nefes darlığı gibi yakınmalar olur. Kişi hallüsinasyonlar görebilir, şüphelenmeler yaşayabilir. "Delirium tremens" adı verilen bu durum müdahale edilmezse "alkol bunamasına" yol açar. Yani kalıcı bunama gelişir. O yüzden alkolü bırakacak kişinin mutlaka doktor nezaretinde ve hastanede tedavi edilmesi gerekir. Alkole bağlı gelişen bir diğer psikiyatrik bozukluk depresyondur. Alkol insanın mutlu olmayla ilgili beyin alanlarını etkiler. Sonuçta depresyona sebep olur.Uyku bizim için çok önemlidir. Çünkü uykuda beyin, yüzde 80 kapasite ile çalışır. Gündüz ise beden çalışır, beyin uyur. Gece melatonin hormonu salgılanır ve mutluluk kimyasalları üretilir veya günlük strese bağlı yıpranmalar tamir edilir. Ancak alkol alınca kişi uyumaz uyuşur. Yani alkol alıp sızan kişinin beyni devre dışı kalır ve ertesi güne uyumadan kalkmış olursunuz. Alkol içenlerde görülen ertesi gün yorgunluğunun en büyük sebebi budur. Alkolün uyuşturması yüzünden mutluluk kimyasalları üretilemez, uzun süre böyle devam edilirse açık büyür ve depresyon ortaya çıkar. O yüzden uyuşma ile uyuma karıştırılmamalıdır. Uyku beynin tam kapasite çalıştığı aktif bir süreçtir. Alkol almak bu süreci paslfize eder. Alkolikler sabah uyanmada da sorun yaşarlar. Yorgun, mutsuz, asık suratlı, sinirli kalkarlar. Bunun da nedeni kaliteli uyuyamamış olmaktır. Panik bozukluğu da alkole bağlı gelişen sık psikiyatrik bozukluklardandır. Alkol kaygı eşiğini düşürür, yani insanın daha kolay kaygı yaşamasına zemin hazırlar. Bunu ben "Rebound anksiyete" diye adlandırıyorum. Kaygıyı azaltmak için alınan alkolün bunu daha da artırması durumudur.
Bir de "Alkol paranoyası" dediğimiz bir rahatsızlık vardır. Eşlerini çok kıskanan, herşeyden şüphelenen alkoliklere rastlayabilmekteyiz. Bu alkolün düşünceden sorumlu dopaminin dengesini bozmasından kaynaklanır. Dopamini artıran her madde paranoyaya sebep olabilir. Madde alımında dopamin depoları boşaldığı için paranoya oluyor. Alkolik İnsanlarda kıskançlık görülür sıklıkla. Ayrıca alkol ve maddenin kalıcı şizofreniye bile neden olabileceği söyleniyor.
Cinsel fonksiyon bozukluğu
Alkol kullanan İnsanlarda cinsellikle İlgili sorunlar çıkabiliyor. Testesteron hormonu baskılanıyor, ereksiyon kusurları, orgazm bozuklukları çok sık görülüyor. Çünkü hem hormonal hem de fonksiyonal bozukluklar gelişiyor. Prolaktin seviyesini yükselttiği için orgazm olamama sorunu oluyor.
* Alkole bağlı fiziksel hastalıklardan bahseder misiniz biraz?
alkol ve madde bağımlılığı Deliryum tremens diye bir tablo vardır. Başlıca klinik özelliği saatler ya da günler içinde gelişen ve gün içinde dalgalanmalar gösteren bilinç bozukluğudur. Bilinç bozukluğu çevrede olan bitenin farkında olma düzeyinin azalması şeklinde görülür. Hasta gün İçinde açılıp kapanmalar gösterebilir. Eğer alkolü bıraktıktan sonra bu tablo gelişir ve hemen önlem alınıp B1 vitamini takviye edilmezse bunama gelişebilir. Bu geri dönüşümsüz bunama tablosuna " Wernicke - Korsakoff Sendromu denir . "
Alkole bağlı gelişen hastalıklar :
* Sinir iltihabı; yürüme bozulur, kas güçsüzlüğü ve reflekslerde azalma izlenir. Eldiven- çorap biçiminde duyu kusurları, ağrı ve uyuşma olur.
* Beyincik harabiyeti ve buna bağlı ayakta durma ve yürüme güçlüğü, denge bozukluğu, görme bozukluğu gelişir. * Yemek borusu iltihabı,
* Pankreas iltihabı
* Karaciğer hastalıkları: siroz, yetersizlik.
* Besin eksikliği: magneziyum, demir ve B12 vitamin eksikliği
* Karaciğer yetmezliğine bağlı beyin iltihabı (ensefalit)
* Hormonal bozukluklar: Testesteron azalması, kortizol artışı, insülin artışı,
* Sperm azalmasına bağlı kısırlık, testislerde küçülme, iktidarsızlık, erkeklerde göğüste büyüme, kadınlarda adet kesilmesi,
* Kalp hastalıkları; yetmezlik
* Kas hastalıkları
* Kanser
* Kanserler: yemek borusu kanseri, kalın barsak kanserleri, karaciğer kanseri, pankreas kanseri,
* Enfeksiyon hastalıkları: zatürre, tüberküloz .
Alkollü araç kullanma
Kaza riskleri nedeniyle trafik polisi için, sürücülerin alkol kontrolünün özel bir önemi vardır. Sürücü, alkolmetre ile yapılan test sonucunda alkollü çıkarsa; 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 48/5 maddesi gereğince para cezası ile cezalandırılır, aracı trafikten men edilir ve sürücü belgesi altı (6) ay süreyle Trafik Polisince geri alınır. Aynı sürücü aynı suçu işlerse; yine kanunun ilgili maddesi gereğince para cezası ile cezalandırılır, aracı trafikten men edilir ve sürücü belgesi iki (2) yıl süreyle Trafik Polisince geri alınır.Aynı sürücü üçüncü kez alkollü olarak araç kullanırken tespit edilirse, kanunun ilgili maddesinde belirtildiği şekilde para cezası ile cezalandırılır, aracı trafikten men edilir ve sürücü belgesi (5) yıl süreyle Trafik Polisince geri alınır. Ayrıca altı (6) aydan az olmamak üzere hafif hapis cezası uygulanılır. Beş (5) yıl süreyle geri alınan sürücü belgesi sahipleri, beşinci yılın sonunda, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri muayenesi sonrasında durumu uygun olanlara belgeleri iade edilir. Alkollü araç kullanmaktan dolayı sürücü belgeleri geri alınan sürücüler, sürücü belgesine el koyan trafik birimine veya en yakın Trafik Denetleme Şube Müdürlüğüne alıkoyma süresinin bitiminde dilekçe ile başvurarak sürücü belgelerini geri alabilirler. Meydana gelen trafik kazaları incelendiğinde sürücülerin bir anlık dikkatsizlikleri sonucu meydana geldiği görülmektedir. Bu nedenle, alkol almış kişinin de dikkati dağılmaktadır. Güvenli alkol limiti yoktur en doğrusu, hiç alkol almadan araç kullanmaktır.
Alkolün sürücülük becerileri
üzerinde etkisi Bilimsel araştırmalar alkolün hiç bir seviyesinin sürücülük için güvenli olmadığını göstermektedir. Bütün ülkeler yasal alkol limitini belirlerken konuyu tıbbi, psikolojik ve sosyal yönüyle değerlendirerek bir karara varmakta, belli bir riski kabul ederek bu limitleri belirlemektedirler.
Motorlu araç sayısının artmaya başladığı 1900'lü yılların ilk dönemlerinde, hızla oluşan trafik kurallarının yanı sıra, giderek alkollü sürücülük için de önlem alma ihtiyacı hissedilmiştir. Başlangıçta bu sınırın ne olması gerektiği ve nasıl ölçüleceği konusunda sorunlar yaşanmışsa da dünyada özellikle konuyu inceleyen bilimsel çevrelerin görüşü her zaman kan-alkol sınırının daha da aşağıya çekilmesi yönünde olmuştur. Bir başka deyişle yasal limitin altında olmanın sadece trafik cezasını engellediği, ancak can güvenliğini garantilemediği kabul edilmektedir. Alkolün etkileri açısından yaş, cinsiyet, sürücülük deneyimi gibi bazı faktörlere bağlı olarak bireyler arasında farklılıklar görülmekteyse de, bunlar güvenli sürücülüğü garantileyecek kadar büyük farklar olmadığı gibi, tartışmalı sonuçlar olarak değerlendirilmektedirler. Bununla birlikte genel olarak araştırmalar 0.2 promil düzeyinden itibaren alkol düzeyi arttıkça sürücülük üzerinde olumsuz etkilerinin de arttığı yönünde birleşmektedir. Bu sınır kimi ülkeler tarafından kabul edilmiş bulunmaktadır.
Ülkemizde yasal alkol sınırı
Ülkemizde ticari araç sürücüleri ve kamu hizmetinde çalışan sürücülerin alkollü olarak trafiğe çıkmaları tümüyle yasaklanmış, diğer sürücüler içinse yasal sınır olarak bir litre kanda yarım gram alkole eşit olan, 0.50 promil belirlenmiştir. Bu halk arasında yanlış bir biçimde "yüzde elli alkollü olmak" diye ifade edilmekte, hatta bunun mümkün olduğu sanılmaktadır. Bu tümüyle yanlış bir bilgidir. Bu yanlışlık genellikle promil değerinin nasıl hesaplandığının iyi bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Promil hesabında alkolün ağırlığı, kanın ise hacmi dikkate alınarak bir orantı kurulur. Örneğin 0.50 promil 100 mililitre kanda 50 miligram alkol bulunduğunu gösterir ve buradan gidilerek, 50:100=0.50 promil kabul edilir. Ağırlığı hacme oranlamak matematiksel olarak çok mantıklı değilse de, karmaşık ve çok küçük sayılarla uğraşmak zorunda bırakmadığı için tercih edilen bir ifade biçimidir. Eğer hacim oranları dikkate alınacak olursa, 0.50 prçmilin gerçekte kanda %0.025 oranında alkole eşit olduğu (on binde 2.5 !) görülür. İnsan vücudu yüzde elli alkol oranı bir yana, %0.5 oranında alkole bile (binde 5 ya da bir litre kanda 4 gram alkol bulunması) tolerans göstermekte çok zorlanır, hatta bu düzeydeki kan-alkol oranı pek çok kişide ölüme yol açar.
| ALKOL DÜZEYİNİN HESAPLANMASI VE ALKOL-KAN ORANLARI | ||||
| Ölçüm Değeri | promil hesabı(miligram alkol/ mililitre kan) | 1 Litre kanda ne kadar alkol var | Hacim olarak kandaki alkol oranı | |
| 0.2 Promil | 20 mg alkol/100 ml kan (20:100=0.2) |
|
% 0.025 (binde 0.25 alkol) | |
| 0.5 Promil | 50 mg alkol/100 ml kan (50:100=0.5) | 0.5 gram alkol | % 0.063 (binde 0.63 alkol) |
|
| 0.8 Promil | 80 mg alkol/100 ml kan (80:100=0.8) | 0.8 gram alkol | % 0.1 (binde 1 alkol) | |
| 1 Promil | 100 mg alkol/100 ml kan (100 100=1) | 1 gram alkol | % 0.13 (binde 1.3 alkol) | |
| 1.5 Promil | 150 mg alkol/100 ml kan (150 100=1.5) | 1.5 gram alkol | % 0.19 (binde 1.9 alkol) | |
| 2 Promil | 200 mg alkol/100 ml kan (200 100=2) | 2 gram alkol | % 0.25 (binde 2.5 alkol) | |
| 3 Promil | 300 mg alkol/100 ml kan (300 100=3) | 3 gram alkol | % 0.38 (binde 3.8 alkol) | |
| 4 Promil | 400 mg alkol/100 ml kan (400 100=4) | 4 gram alkol | % 0.5 (binde 5 alkol) | |
| 5 Promil | 500 mg alkol/100 ml kan (500 100=5) | 5 gram alkol | % 0.6 (binde 6 alkol) | |
* 1 mililitre alkolün ağırlığı 0.789 gram, 1 gram alkolün hacmi 1.268 mililitredir
| ALKOLÜN VÜCUT VE DAVRANIŞLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ | |
| ÖLÇÜM DEĞERİ | VÜCUT VE DAVRANIŞ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ |
| 0.2 Promil |
ruh halinin değişmesi, vücut ısısında hafif bir yükselme, davranışlar üzerindeki kontrolün azalması |
| 0.5 Promil | belirgin bir gevşeme, dikkatin azalması, koordinasyon ve muhakeme bozukluğunun başlaması. YASAL SINIR |
| 0.8 Promil | koordinasyon, algı ve muhakemede belirgin bozulma, tepki zamanının, kendini kontrol etme becerisinin zarar görmesi |
| 1 Promil | sarhoşluk belirtileri, muhtemel mahcup edici davranışlar, bir an neşeli bir an üzgün olmak gibi ruh halinde gidip gelmeler |
| 1.5 Promil | ayakta durma, yürüme ve konuşmada güçlük çekme, denge ve koordinasyonun kaybedilmesi, belirgin olarak sarhoşluk hali |
| 2 Promil | ağrı ve diğer fiziksel duyumların azalması, ağlama ve gülme arasında gidip gelmek gibi belirgin duygusal tutarsızlıklar |
| 3 Promil | reflekslerin azalması, bilinçte bulanıklık, pek çok kişide bilinç kaybı |
Alkol içeren içecekler
Bir çok içki de bulunan alkol oranı (içkinin alkol derecesi) çok farklıdır ve bu nedenle ne kadar alkol alındığının belirlenmesi çok güç olabilir. Ayrıca alkolün vücutta yakılması zaman isteyen bir iştir ve bu da kişinin vücut ağırlığı, karaciğerinin büyüklüğü, genel sağlık durumu başta olmak üzere pek çok faktöre göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle bir çok kişi aldığı alkol miktarı konusunda yanılgıya düşmektedir. Vücudunda 6 litre kan bulunduğunu varsaydığımız bir yetişkinin kan dolaşımına 3 gram alkol karışması halinde yasal sınıra ya çok yaklaştığı ya da aştığı düşünülebilir. Sayfa (19),da içinde yaklaşık olarak 12 gram alkol bulunan içki miktarları belirtilmiştir Bu içkilerin içerdiği alkol miktarı göz önünde bulundurulduğunda bir yetişkinin tehlikeli bir sürücü haline gelmesinin çok zor olmadığı görülür. Özellikle "hafif" içki olduğu düşünülerek bira ve şarabın çok fazla içilmesinin sürücüleri çok zor durumda bırakabileceğine dikkat edilmelidir.
Alkolün vücuttan atılması
Pek çok kişi alkol aldıktan sonra kahve içerek, egzersiz yaparak ya da biraz kestirerek alkolün vücuttan atılmasını hızlandırabileceğini düşünür. Oysa bunların alkolün yakılması üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Bunun için karaciğerin çalışmasına ve zamana ihtiyaç vardır. Alkol alındıktan sonra muhakeme yeteneği, algılayış giderek bozulurken bunun sonucunda sürücülük becerileri azalmakta, buna karşılık yine bozulan muhakeme yeteneği ve azalan duygusal kontrol nedeniyle kendine güvende yersiz bir artış meydana gelmektedir. İşte bu çelişkili değişim sürücülük için daha da tehlikeli bir duruma yol açmaktadır. Bu nedenle alkol aldıktan sonra ne yapacağını düşünmek yerine içmeye başlamadan önce bazı kararlar almak daha yararlı olabilir. Bunlar eğer araç kullanılacaksa hiç içmemek, eğer içilecekse araç kullanacak bir kişi bulmak olabilir. Özellikle eğlenmek için çıkılan akşamlarda özel araç kullanmak yerine taksi ya da toplu taşıma araçlarını tercih etmek uygun olacaktır. Hiç şüphe yok ki alkolün etkileri konusunda doğru bilgilenen ve bu tür kararları alkol almadan önce vermeye çalışan sürücüler bu konuda en doğru davranışı da yine kendileri seçebilirler.
Alkol denetimleri
Alkol denetimlerinde yapılan iş, kanda ne kadar alkol bulunduğunun belirlenmesi ve bu miktarın sürücülük için tehlike yaratacak düzeyde olup olmadığına karar verilmesidir. Bu denetimin hangi hallerde, nasıl yapılacağı ve neye göre karar verileceği yasa ve yönetmeliklerle belirlenmiştir. Buna göre sürücünün alkollü olabileceğinden şüphe duyulduğunda ya da rutin alkol kontrolleri sırasında alkolmetreyle ölçüm yapılabileceği gibi, alkolmetrenin bulunmadığı hallerde görevliler tarafından sürücünün durumuyla ilgili gözlemlerin kaydedildiği bir alkol test raporu da düzenlenebilir. Ölçüm ya da gözlem sonucunda sürücünün, 0.50 promil düzeyinin üzerinde alkollü olduğu ve araç kullanamayacak durumda olduğu belirlenirse gerekli cezai işlemler yapılır (Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliği). Sürücünün itirazı halinde ise, öncelikle bu konuda eğitilmiş ve kan almaya yetkili kılınmış personel tarafından kanı alınarak, tahlil için polis kriminal laboratuarına gönderilir. Polis kriminal laboratuarlarında tahlilin mümkün olmaması halinde, sürücü kanındaki alkol miktarının tespiti için adli tıp merkezlerine ve Sağlık Bakanlığına bağlı tahlil yapabilecek teknik ve tıbbi imkanlara sahip olan en yakın sağlık kuruluşlarına gönderilir. Tahlil imkanının bulunmadığı sağlık kuruluşlarında hekim tarafından yapılan muayene sonucuna göre düzenlenen rapor esas alınır (Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliği)
Alkol Kentlerde kırsala göre daha yaygındır. Bazı mesleklerde alkol bağımlılığı daha sıktır. Alkollü içki satan yerlerde çalışanlar, oyuncular, yazarlar, denizciler, doktorlar arasında alkol kullanımı daha sıktır.
Birinci derece akrabalarında alkol bağımlılığı olanlarda 7 kat daha fazladır alkolizm.
ALKOLDEN UZAKLAŞTIRICI YA DA ALKOLÜ BIRAKMAYA YARDİMCİ YÖNTEMLER
* Kendine Yardım Grupları-Adsız Alkolikler (AA)
* Bağımlıların % 10-40'ı alkole bağlı sorunlar nedeniyle tedavi görürler.
* Sonlanımın iyi olduğunu belirleyen göstergeler:
* Sosyal destek sistemlerinin yeterli olması
* Alkolü bırakma konusunda istekli olması
* Eş ve yakınlarının ilgi ve işbirliğinin bulunması
* Uygulanan başlangıç tedavisini tamamlayabilmesi
* Ayaktan tedaviye uyumu ve sürdürmesi Bu özelliklerin bulunması ilk bir yıllık bırakma dönemi için % 60 oranında olumlu beklenti doğurur. Yapılan çalışmalarda bir yıllık bırakma döneminin bulunmasının uzun dönem gidiş için olumlu bir gösterge olduğu vurgulanmıştır.
* Madde kullanımı ve bağımlılığı oranları ne durumdadır?
Uyuşturucu madde kullanımı gittikçe büyüyen bir insanlık meselesi haline gelmektedir. Mesela 1962 yılında Amerika'da hayatı boyunca uyuşturucu madde ile karşılaşan insan sayısı nüfusun yüzde 4'ü iken, bu oran şimdi yüzde 33'e kadar ilerlemiştir. Nüfusun yaklaşık yüzde 37'sinin yaşamlarında bir ya da daha çok kez madde kullandığı, 18 yaşın üzerindeki nüfusun yüzde 16.7'sinin ise madde kullanımı ile ilgili sorunları olduğu bilinmektedir. Uyuşturucu madde kullanımının yaşı da gittikçe düşmektedir. Önceden erişkinlerde görülen bu durum şimdi çocuklarda bile görülebilmektedir. Türkiye'de madde kullanımının yaygınlığı konusunda yapılmış geniş kapsamlı çalışmalar yoktur. Ancak bütün dünyada sıklığı artan madde kullanımının ve bağımlılığının alkol ve madde bağımlılığı yaygınlığı ülkemizde de günden güne artmaktadır. Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği'nce Türkiye'nin uyuşturucu konusundaki ilk karşılaştırmalı araştırması niteliğini de taşıyan, İstanbul'un 15 ilçesindeki 43 okulda, 104 sınıfta eğitim gören 3 bin 168 lise 2 öğrencisi ile yapılan bir araştırmanın sonuçlarında: Tütün kullanımının 2004 yılında 2001'e göre yüzde 72.7, alkol kullanımının da yüzde 17.6 oranında düştüğü, esrar kullanımının ise 2001 yılına göre yüzde 75 artış gösterdiği, uçucu madde kullanımının yüzde 40.5, yeşil reçete ile satılan yatıştırıcı hap kullanımının yüzde 15.8, uyuşturucu hap kullanımının yüzde 184.6, sentetik hap kullanımının yüzde 287.5, eroin kullanımının yüzde 100 artış gösterdiği, madde kullanımının erkeklerde kızlara göre daha yaygın olduğu ancak son yıllarda kızlarda da artış kaydedildiği, en kolay bulunabilen zararlı maddenin 2001'de uçucu maddeler iken, 2004'te esrar olduğu, bulunabilirliği en fazla olan maddenin de sentetik hap olan ecstasy olduğu tespit edilmiştir.
Yapılan araştırmaların gösterdiği önemli bir diğer sonuç da madde bağımlılığı ile kişilik bozuklukları arasında bir ilişkinin olduğudur.
• Bir kişinin madde aldığından şüphelendiren şeyler nelerdir?
Madde kullanımının en korkulan sosyal sonucu gençlerde yaygınlığının artmakta olduğudur. Madde kullanan bir genci tanımak için dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır:
* Geceleri çok sık dışarı çıkması ve bar disko gibi eğlence yerlerine çok sık gitmeye başlaması
* Eski arkadaşlarını bir bir ve kısa sürede terk edip yeni ve çok sık beraber olduğu yeni arkadaşlıklar kurması ve kim olduklarından ailesine bahsetmemesi
* Gece saatleri bile olsa gelen bir telefonla apar topar dışarı çıkması veya cevapsız telefonların sayısında belirgin artış olması
* Çok para harcamaya veya istemeye başlaması
* Ona ait olmadığını bildiğiniz eşyalarla gelmesi ve bunları bir daha görememeniz
* Ani kilo kayıpları ve iştah sorunlarının olması
* Uyku düzeninin bozulması
* Gzö çevresinde kızarmalar, donuk bakışlar olması
* Elde ve vücutta daha önce görmediğiniz titremelerin olması ve daha birçok aniden değişen sosyal ve fiziksel şartların olması.
Madde bağımlılığının nedenleri
Madde bağımlılığı ihtiyaç sonucunda ortaya çıkar ve maddeyi kullananın kişiliği ile çok ilgilidir. Bilinçli kullanıcılar maddenin ruh hali üzerinde yarattığı etkiyi bildikleri için özellikle kullanırlar ve madde hakkında daha az bilgisi olanları da bu yolla etkilerler. Madde kullanımı sonuç olarak, sanal bir sorunsuz dünya kurgulayarak sorunlardan kaçma amacını taşır. Böylece kişi kendisini zora sokan sorunlardan uzaklaşır. Kısa süreli olsa da...
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki madde kullanan insanlar ortak sosyal problemler yaşadıkları için daha kolay bir araya gelebilmekte ve birbirlerini etkileyebilmektedirler. Madde kullanımının bazı önemli ve genel nedenlerini başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:
* Dayanıksız, güçsüz bir kişilik yapısı ve kaygı yaratan durumlardan kaçma eğilimi
* İç disiplinden uzak, dıştan denetimli sosyal bağımlı kişilik özellikleri
* Duygusal bakımdan olgunlaşmamış yapı
* Hazza ve zevke eğilimli, sorumluluk ve inisiyatif almaktan kaçınan yapı
* Kötü alışkanlıklara sahip arkadaşlar
* Aile İçi İletişim ve duygusal paylaşımlarda yetersizlik ve verimsizlik.
• Kimler madde kullanır?
Tüm dünya toplumları çapında yapılan çalışmalar göstermiştir ki uyuşturucu maddeleri belirli niteliklere sahip kişilerin kullandığına dair belirgin bir bulgu yoktur. Öne çıkan yani madde kullananlarda yoğun ortaklık gösteren psikososyal ve biyolojik etkenler mevcuttur. Ülkemizde ve dünya'da yapılan madde bağımlılığını konu alan birçok araştırmada ailenin, sosyoekonomik durumunun, kalıtımın ve kişilik özelliklerinin önemli bir rolü olduğu saptanmıştır. Madde kullananlar ile yapılan çalışmalarda sıklıkla ortaya çıkan bu faktörlere kısaca bir göz atmak yerinde olacaktır:
Cinsiyet ve uyuşturucu: Görülme sıklığı olarak ele alındığında erkeklerin kadınlara oranla daha çok madde kullandıkları tespit edilmiştir. Bu yargıyı klinik başvurulardaki dağılım da destekler niteliktedir. Davranış kalıpları açısından ele alınırsa da cinsiyet rolüne uygun davranış olarak erkeklerin riskli yaşantılara daha meyilli olmalarının bu sonuca etki edebileceğini söylemek pekala mümkündür. Hele geleneksel ortamda erkeklerin dış dünya ile kız çocuklarına nazaran daha bir hareket serbestisi olması madde ile tanışma olasılığını da yüksek kılmaktadır. İstanbul genelinde 1991 ve 1996 yıllarında yapılan okul anket çalışmalarında madde kullanan erkek öğrenci oranının <â madde kullanan kız öğrencilere kıyasla iki kat fazla olduğu görülmüştür. Ayrıca klinik başvurular temel alındığında da kadınların madde bağımlılığı nedeniyle başvurularının erkeklerden çok daha az olduğu görülmektedir. Bütün bu bulgulara madde kullanımı ile ilgili binişik ilgisi olan DEHB ve Antisosyal Kişilik Bozukluğu gibi davranım ve/veya kişilik bozuklukları ile ilgili rahatsızlıkların erkeklerde görülme olasılığının kadınlardan daha fazla olduğu eklenince cinsiyet faktörü bağlamında erkeklerin madde kullanımı açısından daha riskli oldukları düşünülebilir.
Sosyo ekonomik durum: Dünya genelinde yapılan çalışmalar uyuşturucu madde kullanımının daha çok yoksul kesimlerde olduğunu göstermektedir. Yine bu araştırmalarda sosyo ekonomik düzey yükseldikçe uyuşturucu madde kullanımında düştüğü belirtilmiştir. Bu sonuçlarda sosyo ekonomik güçlenmeye bağlı olarak yaşam standartlarının iyileşmesi, kişilik gelişiminin sağlıklı tamamlanabilmesi, eğitim olanaklarının daha işlevsel ve gelişime elverişli olması gibi etkenlerin avantajı olduğu düşünülebilir. Uyuşturucu kullanım oranında farlılıklar gösteren üst SET ve alt SET arasında kullanılan madde açısından da farklılıklar göze çarpmaktadır. Alt SET daha çok ulaşılması kolay ve ucuz maddeleri ( Bally, tiner, esrar vs ) tercih ederken üst SET özellikle uyarıcı olarak nitelenen maddeler ve sentetik maddeleri ( Kokain, ecstasy türleri, eroin vs ) tercih etmektedirler. alkol ve madde bağımlılığı Ülkemizde yapılan çalışmalarda ise sosyoekonomik durumunun ayırıcı bir etken olarak nitelendiği araştırma verileri yoktur. Yapılan çalışmaların çoğunluğu toplumun çeşitli katmanlarını yansıtmamaktadır. İstanbul ili baz alınarak yapılan okul anket çalışmalarında sosyoekonomik duruma göre madde kullanım dağılımı belirgin bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Ülkemizde bu ayrımı yapamamanın nedenleri arasında, çok çeşitli maddenin kolay bulunabilmesi, ucuza bulunabilmesi ve sentetik ya da uyarıcı özellikli maddelerin dahi imalatının yapılıyor olması gösterilebilir. Üstelik uçucu nitelikli ve sektörel kullanımı olan bally ve tiner gibi maddeler de ucuz ve kontrol dışı satılabilme özellikleri ile rahat elde edilebilmektedir.
Kişilik ve uyuşturucu: Kişilik yapımız hiç kuşkusuz algılarımızı ve davranış stilimizi belirleyen önemli bir unsurdur. Madde kötüye kullanımı gibi bir olguda da hem tanı hem de tedavi yapılanmasında belirleyici bir etkendir. Yapılan araştırmalar madde kullanan insanlarda belirgin kişilik özellikleri tanımlayamamakla birlikte bazı ortak özellikler tespit etmişlerdir. Özellikle ergenlik dönemi içinde kişilik inşası sürecinde dürtü kontrol güçlükleri yaşayan bireylerde madde kullanma bağlamında risk daha fazladır. Çünkü kişilik yapıları itibariyle bu insanlar risk almayı severler, denememişi kolaylıkla denerler, otorite ile sorunları vardır, self kontrolleri zayıftır. Ülkemizde yapılan araştırmalarda da benzer sonuçlar elde edilmiştir. Amatem bünyesinde Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri (MMPI) ile yürütülen bir çalışmada madde kötüye kullanımı nedeniyle tedavi gören hastalarda; düşüncede bağımsızlık, negativist yaklaşım, duygulanımda sık değişim, fevri davranma eğilimi, tatminsiz ve huzursuz yapı, karamsarlık, öfke kontrolünde güçlük, duyguları olumsuz ve dengesiz tarzda ifadeleme, hafif depresyon, kuşkuculuk, aşırı hassasiyet, yoğun gerginlik ve kaygı gibi kişinin üretkenliğini ketleyici birçok kişilik özelliği ortaya çıkmıştır. Yapılan araştırmaların gösterdiği önemli bir diğer sonuç da madde bağımlılığı ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkidir. Ergenlik dönemi de kişilik olgusunun tanımlandığı ve madde ile ilk karşılaşmaların sıklıkla meydana geldiği bir dönem olarak son derece önemlidir. Ergenlik dönemindeki sorunlu kişilik yapılanmaları bu dönemde davranım bozukluğu olarak adlandırılırken kişinin yetişkin kategorisine geçmesi ile beraber kişilik bozukluğu tanı grubu içinde incelenir. Bu kişilik bozukluklarının ergenlik dönemindeki görünümleri ise umursamazlık, fevrilik, otorite ile çatışma, sosyal uyumda dirençlilik, dürtü kontrol sorunları, dengesiz davranma gibi özellikleri içerir. Bu özellikler ise DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, AKB (Antisosyal Kişilik Bozukluğu), Border-Line (Sınır) Kişilik, Pasif Agresif Kişilik Bozukluğu gibi klinik tanımlamalarda belirleyici kişilik özellikleri olarak ele alınırlar. Bunlar içinde Antisosyal Kişilik Bozukluğu madde kullanımı bağlamında en sık görülen tablodur. Yine AMATEM bünyesinde yapılan bir araştırmada madde kullanan kişilerde Antisosyal Kişilik Bozukluğu görülme sıklığı %30 olarak belirtilmiştir. Tedavi aşamasında ise temelinde kişilik yapılanmasında sorunlar olan vakalar zaten çalkantılı bir yaşamda sürdükleri için daha dirençli olabilmektedirler. alkol ve madde bağımlılığı
Okul çağı sorunları ve eğlence mezesi: Cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey, kişilik, aile yapılanmaları gibi etkenlerin yanı sıra okul başarısında düşme ve okul kuralları ile çatışan, sorunlu öğrenci olarak adlandırılan gruptaki gençlerde madde kullanımı açısından kuvvetli risk taşırlar. Sistem içinde kendilerini tanımlayamayan bu genç insanlar kuraldışı kimlik tanımlaması ile beraber uyuşturucu ile rahatça tanışabilmektedirler. Önceleri kendilerine bedava sunulan maddeyi kullanmaya başlayan bu insanlar daha sonra bunları arkadaşlarına da satmaya başlamaktadırlar. Emniyet Genel Müdürlü istatistikleri de sorunlu öğrenci olarak tanımlanabilecek gruptaki yakalanmaların belirgin şekilde fazla olduğunu desteklemektedir. Bunun yanında eğlence mezesi olarak son yıllarda kullanımı hızla artan sentetik uyuşturucular da okul çağı gençleri için tuzağa düşmelerinde sunulan yemlerdir. Enerji hapı, mutluluk hapı gibi isimlerle resmen reklamı dahi yapılan bu uyuşturucular eğlence ortamlarında gençler tarafında bir doping malzemesi olarak algılanabilmekte ve rahatlıkla tüketilebilmektedir. Kullanan gençlerin savunmaları ise kullandıkları maddelerin etkilerinin geçici olduğu, enerji verdiği ve zihin açtığı şeklinde safiyane biçimde olabilmektedir.
Aile ve uyuşturucu: İçinde doğup büyüdüğümüz en küçük sosyal grup olarak tanımlanan ailenin ve yapısal özelliklerinin uyuşturucu kullanımındaki önemi küçüm¬senemez. Özellikle gençler açısından ayrı yaşayan ebeveynler, boşanmış ebeveynler ve bir ebeveynin kaybı gibi travmatik özellikli aile yapılanmalarında otorite zayıflamasına bağlı olarak iç disiplin zaafları görülür. Bu dönemde gelişiminin bir parçası olarak dışarı açılma gereksinimi duyan genç kontrol odağındaki eksilme neticesinde rahat ve denetimsiz bir yaşam alanına sahip olur. Sonuç olarak böyle bir yaşam alanı da madde ile tanışma bağlamında uygun ortamdır. Gençlerin madde kullanımında bir başka önemli noktada madde ile aile ortamında ve küçük yaşlardan itibaren tanışmış olmalarıdır. Madde kullanan bu gençlerin sosyodemografik geçmişine bakıldığında aile içinde madde kullanan birilerine özellikle babalara rastlanmıştır. Böyle bir ortamda gençler sıklıkla iki nedenle maddeye yöneldiklerini ifade etmekteler. Birincisi modele duyulan kızgınlıkla onun hoş görmeyeceği bu davranışı yaparak cezalandırma arzusu ki bunun temelinde modelin yaptığı davranışa yönelik kendi duygusunu ona yaşatma ve gösterebilme gayesi yatar. İkincisi ise modele bende büyüdüm artık mesajı vermede maddeyi büyüme kriteri olarak sembolize etme şeklindedir. Bazı hallerde bu iki durumda birbiri ile binişiklik gösterir. Birinin ortaya çıkışı diğerin sonucu ya da nedeni olabilir. Yukarıdaki görüşleri destekleyecek araştırma bulguları da mevcuttur. Örneğin; Hansen ve ark. (1), ile Sieber ve Angst (11). gençler arasında sigara, içki ve marihuana kullanımında aile ve akran etkileri üzerine yaptıkları çalışmada, sigara, alkol ve marihuana kullanımının tek bir olgu gibi alınması gerektiğini ve ard arda gelen davranışlar olduğu bulmuştur. Hops ve ark. (2), anne ve babanın alkol ve sigara kullanmasının çocukların alkol ve sigara kullanması üzerinde etkili olduğunu göstermişlerdir. Reimers ve ark. (8), İngiltere'de yaptıkları bir çalışmada ise anne- baba tutumunun sigarayı denemede değil de sürdürmede etkili olduğunu bildirmişlerdir.
Bağımlılık yapan maddelerin sınıflandırılması
Ergen ya da yetişkin bir bireyin beyin, beden ve ruh sağlığını tehdit eden bir etmen olarak bağımlılık kavramını incelerken genel olarak bağımlılık yapan maddelerin neler oldukları, nasıl sınıflandırdıkları, yapıları ve etkilerinden bahsetmek bilgilendirme adına doğru bir adım olacaktır.
Tütün
Alkol
Esrar
Antikolinerjikler : Atropin, Biperiden Opioidler
Doğal: Morfin, kodein
Yarı sentetik : Eroin
Sentetik : Metadon, Meperidin Sedatif
hipnotikler : Diazepam, Clonazepam, Lorazepam, Flunitrazepam, Barbitürat, Meprobamat, Fenprobamat
Halüsinojenler : LSD, Fensiklldin (Melek Tozu), Ecstasy, Meskalln
Uyarıcılar : (Stimulanlar) Kokain, Amfetamin, Kafein, Efedrin
Uçucular : ( Benzol, Toluen ,Tiner, Bali ve türevleri)
Bağımlılık yapan maddelerin başlıca etkileri
TÜTÜN
İçerdiği bilinen ve yapılan araştırmalarla her gün bir yenisi eklenen binlerce zararlı madde ile bağımlılık yapan maddeler içinde en yaygın ve yoğun kullanılan ve dolayısıyla direkt ya da endirekt etkileri ile en çok ölüme yol açan maddedir. Koroner kalp hastalığına bağlı ölümlerin % 30'u tütün kullanımına bağlıdır. Yine akciğer kanserlerinin %80-90 gibi yüksek aralığı tütün kullananlarda görülür. Bunun yanında batı toplumlarında sigara içenlerin %50'sinin, içmeyenlerin ise % 25'inin 75 yaşından önce öldüğü tespit edilmiştir. Gebelikte tütün kullanımı ise düşüğe, erken (premature) doğuma düşük ağırlıklı doğumlara ve fetüs ya da bebek ölümlerine neden olmaktadır.
ESRAR
Esrar, kullanıcılarının "Ot'tur günahı yoktur" şeklinde savunduğunun aksine bir uyuşturucu maddedir ve günahı da çoktur. Esrar 421 çeşit kimyasal madde içermektedir. Fiziksel yoksunluğu olmamasına rağmen alınmadığında; yerinde duramama, huzursuzluk, iştah kaybı, uykuda bozulma, sinirlilik ve gerginlik gözlenebilmektedir. Toleransı yavaş gelişir ve bağımlılık potansiyeli de düşüktür. Fiziksel olarak etkileri; taşikardi, ağız kuruluğu ve iştah artışı olarak ortaya çıkabilir. Alerjik bünyelerde göz etrafında kızarma ve döküntüler de görülebilir. Psikolojik etkileri ise renk, ses ve zaman-mekan algısında değişmeler, motor hareketlerde yavaşlama, reflekslerde yavaşlama, inhibisyonun ortadan kalkması ve muhakemenin bozulmasını yanı sıra artan konuşkanlık ve sonucunda kişilikte değişkenlik gelişmesi, sahte bir cesaret, konsantrasyon ve dikkat yetilerinin bozulmasıyla ortaya çıkan dezorganizasyon görülebilir. Kuru öksürük, laranjite, farenjite, bronşit ve akciğer kanseri gibi somatik * şikayetlere neden olabilmektedir ki bu etki sigara kullananlarla karşılaştırıldığında 5 kat daha fazladır. Psikolojik tabloda ise korku, panik ve kuşku hali ortaya çıkabilir. Bellek bozuklukları, konsantrasyon kaybı ve reflekslerde yavaşlamaya neden olduğundan motor koordinasyon bozulur ve bu nedenle esrar kullananların ağır makinelerle çalışmak, araba kullanmak gibi işleri yapmaları sakıncalıdır. Ayrıca eğitim hayatında olan ya da bilişsel işler yapmak durumunda olan ve kronik esrar kullanımı olan kişilerde ise yani gençler, öğrenciler, öğretmenler ve bütün zihinsel ilerle uğraşan kişilerde ise bellekteki bozulmalara dayalı öğrenme güçlükleri ve zihinsel performansta düşme görülmektedir. Çukurova Üniversitesinde yapılan bir çalışmada esrar kullanımının beyin bioelektrik faaliyetinde değişmelere yol açtığı bildirilmiştir. Örneğin, akut esrar kullanımının EEG'de yaygın zemin aktivitesi yavaşlamasına yol açtığı ve REM supresyonu (Uykunun rüya döneminin baskılanması) yaptığı bildirilmiştir.
EROIN
• Biriminizde bu bilgilerin ışığında nasıl bir yaklaşım sergilenmektedir?
DEĞERLENDİRME VE TEDAVİ AŞAMALARI
B. Psikolojik destek programları;
Rehabilitasyona yönelik terapiler:
• Tedavileri tekrar özet olarak değerlendirmek gerekirse neler söyleyebilirsiniz?
* Hayatlarının bir döneminde travma olması
* Madde kullanımı mutlaka bir olayla başlıyor ve genellikle de bir ayrılık öyküsü oluyor
* Hepsinde kontrolsüz cinsel yaşantılar var (madde alımı sırasında)
Kimyasal olmayan bağımlılıklar
Alkol ve madde bağımlısı vakalar
Bir eroin bağımlısının hikayesi
KULLANDIĞIMIZ BİLGİSAYARLI EĞİTİM MODÜLLERİ
1- Attention & Concentration (Dikkat ve Konsantrasyon)
2- Divided Attention (Bölünmüş Dikkat)
3- Vigilance (Uyanık-Tetikte olma)
4- Topological Memory (Alansal Bellek)
5- Verbal Memory (Sözel Bellek)