npistanbul.com
JCI
ISO 9001:2008
Dalgalanan Türk Bayrağı

Sosyal Fobi

Sosyal Fobi

Sosyal Fobi Nedir?

Psikiyatride kaygı bozuklukları içinde yer alan bir rahatsızlıktır sosyal fobi. Sosyal anksiyete olarak da adlandırılır. Fobiler, belli durumlarda yaşanan korkular olduğuna göre, sosyal fobi de sosyal ortamlarda yaşanan kaygı olarak tanımlanabilir. Sosyal fobinin genel belirtilerine baktığımızda; Kişi yeni bir ortama girdiğinde kaygı yaşar, sıkıntı duyar, endişelilik hali söz konusudur.  Çarpıntı, kaygı, kendini ifade etmede sıkıntı yaşanması da bu tabloya eşlik eder.

Sosyal fobik kişiler yaşamlarını sürdürdükleri ortamda, yeni bir kişiyle tanışmak durumunda kaldığında bundan heyecan ve sıkıntı duyar. Eğer öğrenciyse bu kişi, sınıfta söz almakta güçlük çeker, kendisi söz almak istemez bu kaygısı nedeniyle. Eğer konuşmak durumunda kalırsa, yüzünde kızarma, sesinde  kısılma olur, ellerde titreme görülür, düşüncede blokaj, hatta konuşmanın durması gibi bir durum bile meydana gelebilir.

Hastalığın ikincil olumsuz etkisi de toplumdan çekilme yönünde bir eğilimle kendini gösterir. Hastalığın erken döneminde çocuk utançtan kimseye söyleyemez bu sorununu. Bizim toplumumuzda utangaç çocuklar övgü bile aldıkları için önceleri bu sorunun vahimliği göz ardı edilebilir. Hastalık olduğu bilinmeyip zamanında müdahale edilmediğinde de ileride çocuk iyice güçlük çeker. Üniversite yıllarında sorun iyice artar. Çünkü tedavi edilmediğinde sorun giderek daha da derinleşir.

 Sosyal fobik bir birey bunu hissettirmeden kariyerinde ilerleyebilir mi?

Normalde bu kişiler sosyal ortamlara gitmekten kaçınıyor. Hergün gittiği ortamlara bile girmekten kaçınıyor. Ancak, pozisyonu müsaiste belirli konuma kadar idare edilebiliyor durumu ama pozisyon yükseldikçe durum vahimleşiyor. Mesela kariyerinde yükselmiş, terfi etmiş, yurt dışına gitmesi gereken, toplantılarda sonum yapması beklenen insanları görüyoruz. Tabii ki, bu noktada çok zorlanıyorlar. Ancak bu konuma gelenler artık kendi durumlarını araştırmaya başlıyor ve bunun bir hastalık olduğunu da öğreniyor. Tedavi olmaya başlıyorlar dolayısıyla. İşte bu noktada müdahale başlıyor...

 Sosyal fobiyi hazırlayan toplumsal nedenler vardır ama biyolojik nedenler neler?

Beyin kimyasında bir takım düzensizliklerden söz ediliyor. Diğer kaygı bozukluklarında olduğu gibi sosyal fobide de bunun olduğu görülüyor.  Tıpkı tehdit algısı varmış gibi otonom sinir sisteminde aşırı uyarılma, kalbin atımında hızlanma,  mide bağırsak sisteminde hareket gibi panik atağa yakın bir şey yaşıyor insanlar. Bazen düşüp bayılabiliyorlar. Sosyal fobi durumunda da diğer psikolojik sorunlar gibi kimyasalların bir dengesizliği söz konusu, genetik yatkınlıktan da söz ediliyor burada...Ailede de olup olmadığı sorgulandığında, yakın akrabalarda benzer problemin olduğu sıklıkla görülüyor.

 Bir sosyal fobik bireyi tanımlarken nasıl bir ortamda büyüdüğü görülüyor genelde?

Anne babanın çok koruyucu-kollayıcı, eleştirel tutumda olması halinde çocuğun sosyal fobik olma riski artıyor. Her hareketi kontrol edilen bir çocuk tedirgin oluyor ve iyi niyetli hareketler bile çocuğu olumsuz etkiliyor. Günlük yaşamın her ayrıntısında kontrol edilen, psikolojik ve fiziksel şidete maruz kalan çocukta risk büyüyor. Suçluluk duyguları yerleşiyor, kendini değersiz görüyor, güveni düşük oluyor. Bu da ileride okul yaşamında  kendini ifade  etme konusunda başarısız olmasını beraberinde getiriyor, çocuk eleştiri almaktan korkuyor çünkü eksik bulunmaktan çekiniyor.

 Sosyal fobi bir kişilik bozukluğu mu? Antisosyal özellikler gösterir mi?

Antisosyal kişilik sosyal fobiden farklı bir rahatsızlık durumu. Bu özellikte kişiler suça eğilimli olurlar ve yaptıklarından rahatsızlık duymaz, sorumluluğu başka kişi ve kurumlara yıkarlar. Tabii ki, bazı durumlarda bir kaç psikiyatrik problem bir arada bulunabilir. Sosyal fobikler suça eğilimlidir diyemeyiz ancak çocukluğunda aşırı şirdet görmüş kişilerde bu olabilir.

Sosyal fobinin neden olduğu psikolojik rahatsızlıklardan söz edebilir miyiz?

Var tabii ki, örneğin bu kişiler depresyona yatkın oluyor. Kişi yaşamındaki kısıtlamalar  nedeniyle bunalıyor. Kız ya da erkek arkadaş edinememek, evlenememek, işinde yükselememek, çevrenin olanaklarını kullanamamak depresyona neden oluyor. Diğer sık görülen tablo bunu aşmak için alkole başvurma halidir ve devamında doğal olarak alkolik ya da madde bağımlısı olmak durumu yaşanıyor. Çünkü sosyal fobikler  özellikle toplantıya, kalabalık ortamlara girmeden önce alkol alıp gitmeyi tercih ediyorlar. Sık tekrarlayan panik ataklar da sosyal fobiklerde görülür.

Sosyal fobi ile ilgili araştırmalar hangi toplumlarda bunun sık olduğunu gösteriyor?

Doğu toplumlarında biraz daha fazla olduğu biliniyor. Yüzdelerine bakmak lazım ama doğu toplumlarında muhafazakar yapılar ve çevresel faktörlerin katkısı ile fazla olduğu biliniyor. Kilinkte kadın erkek oranları eşit görülüyor yani öyle gözlemleniyor. Yalnız, kadının bizim gibi toplumlarda  sosyal ortama çıkması desteklenmediği için tedaviye başvuranların daha çok erkek olduğu da söylenebilir.

 Tedavi aşamasından biraz söz edecek olursak;
İlaç tedavisi tablonun şiddetine göre psikoterapi ile birlikte gidiyor. Çoğunlukla bir yıllık bir ilaç tedavisi öneriliyor. Bir yılın sonunda önemli ölçüde belirtilerde gerileme gözlemleniyor. Psikoterapinin de uygulanması ile iyilik hali artıyor.  Çok fazla kendini ifade etmeyen toplumlarda kendine güveni düşük yetiştirilen bireyler bunu yaşıyor. Sorunun başlangıcı çocukluk çağında görülüyor sıklıkla. Hatta okul öncesi çağda görülüyor. Ürkek, başkalarına yaklaşmaktan korkan, izole olan çocuk alarm durumunda olunması gereken çocuklardır.

Çocuklukta tedavi edilmediği durumda kişi ne zaman fark eder sorunu?

Gençler üniversitede fark ediyor. Aile fark etmediyse bunu yaşayan çocuklar  zamanla sorunu görüyor. Nadiren öğretmenler anlıyor ve aileyi uyarıyor. Bu bakış açısını öğretmenler de yeni yeni kazanmaya başladılar.

 Sosyal fobinin çocukluk dönemindeki görünümü nasıl olur?

Çocukluk çağında başlayan bir rahatsızlık bu ve okul öncesi çağlarda ilk belirtiler görülüyor. Mesela 100 çocuğu, tanımadığı yeni bir alana koyduğunuzda bunların yüzde 70'i rahat uyum sağlıyor, yüzde 15'i ortamı ele geçiriyor, yüzde 15'lik bir grup da çekingen kalıyor, ağlıyor, anneden ayrılmak istemiyor, yeni ortama adapte olmada güçlük çekiyor. Okula başlama ile ilgili sıkıntı yaşayan çocuklar düşünüldüğünde de bunun önemli belirti olduğu söylenebilir. Çocuğun çok utangaç, çekingen olması, yeni gidilen ortamlarda hemen eve dönmek istemesi, anne babaya yapışık halde olması kesin alarm durumu. Bu çocuğun sosyal fobik olacağını gösteriyor çünkü.

Anne babanın aşırı mükemmelliyetçi, koruyucu, kollayıcı olması, hiç bir ihtiyacını kendinin karşılamasına izin verilmeyişi, çok korunaklı, kısıtlayıcı bir ortam çocuğun ileride ssyal fobik bir birey olmasına neden oluyor. Bu nedenle çocukların küçük yaştan itibaren farklı ortamlara sokulması lazım. Ev dışı başka mekanlar, hatta açık alanlarda çokça vakit geçirmesinin sağlanması gerekiyor. Günümüzde kentleşme, apartman katında yaşama, toprağa ayağının az basması, anne babanın çalışması, çocuğun evde bakıcı ile kalması, sosyal fobiyi hazırlayan nedenler arasında sayılabilir.

 İlk okulda öğretmenler nasıl fark edebilir?

Çocuk utangaçtır, derste kendini ortaya koyamaz, soru sorulmadıkça kendisi de sormaz ve konuşmaz, kendisine sorulduğunda çekinerek utanarak sıkılarak kısa cümlelerle cevap verir, göz teması kurmaz, bilgisini tam ortaya koyamaz. Bu nedenle yazılı ve sözlü sınav başarısı arasında çok fark olan öğrencilerin bu anlamda değerlendirilmesi lazım.  Yüzünde titreme, ellerinde terleme olması belirtilerin içinde en önemlileri. Bunu fark edebilir öğretmen ve aileyi bilgilendirebilir. Ders başarısında düşüklük olan, kapasitesini gösteremeyen, arkadaş ilişkilerinde güçlükler çeken, karşı cinsle ilişkide utanma yaşayan, grupta tek başına kalan ve  bir arkadaşlık kurup sürdüremeyen, ancak arkadaşlarının yanında yer alarak diğerleri ile ilişki kurabilen çocuklar hemen fark edilebilir.

Sosyal fobik bir çocuğun tamamen yalnız kalması da  mümkündür zaten ve bu da öğretmenin anlamasını sağlayabilir.

Çocuğun sıkıntısını fark edeceği sorunlar arasında neler var?

Yalnızlığa bağlı depresyon, kendine güvende düşüklük, sosyal beceri eksikliğini fark edebilir, kendini yetersiz gibi algılar, bir eksikliğinin olduğunu bilir  çünkü ilişki kuramaz, sürüdremez, yeni tanıştığı biriyle ilişkisini sürdüremez, sohbeti başlatamaz, dinleyici konumda kalır bu da kendine güvenini düşürür. Depresyon ise ikincil olarak gelişir.

 Kazara çok başarılı olur mu bu kişiler?

Güven anlamında başka bir sorun yoksa, özel öğrenme ile ilgili güçlük yoksa başarı bakımından çok az kişi olumsuz etkileniyor. Genel onlamda çok büyük sapmalara neden olmaz sosyal fobi. Ancak, yaşam kalitesi düşer, işe girerken ya da girdiği işteki ilişkiler kariyerini sürdürmesinde güçlükler yaratır veya kendi işini yürütüyorsa, kendini ortaya koyamıyorsa bunlar ciddi sorunlar yaratır.

 Sosyal fobinin tedavisinde ilaç ne kadar etkili?

Bir yıl 6 ay arasında kullanılan ilaçların oldukça etkili bir tedavi olduğu söylenebilir. Anti depresan grubunda ilaçlar bunlar. Vakaların yüzde 70-80'inde belirtileri ortadan kaldırıyor. Fobik belirtileri ortadan kaldıran ilaçlar bunlar. Diyelim ki, sosyal fobik bir konuşma yapacak. İşte bu performanstan bir saat önce ilacı kullanılması öneriliyor. Bedensel belirtiler yaşanmayınca kişi zihnini de daha rahat kontrol ediyor doğal olarak. Ama altta yaşanan düşüncenin terapi ile ortadan kaldırılması önemli.

Hata yapmak istemeyen, mükemmelliyetçi kişilerde aslında irrasyonel düşünce oluyor ve terapide bunlar düzeltiliyor. Eleştirileceğim, dışlanacağım şeklinde, zemindeki olumsuz düşüncelerin daha sağlıklı olanla değişmesi gerekiyor ve bunlar terapiler aracılığıyla oluyor. Terapilerin ise psikolog eşliğinde olması gerekiyor.

 Tedavi sürecinde kısaca yapılan Neuro-Biofeedback yöntemi
Bireysel psikoterapi ve gevşeme egzersizleri ile birlikte kullanılan Neuro-Biofeedback tekniği ile; kişiye özel opsiyonel ayar yapabilme imkanından yararlanılabilir. Kişiye  rahatsızlığıyla ilgili farkındalık kazandırmak, motivasyonunu arttırmak, bireysel psikoterapide kazandığı davranış değişikliklerinin bedeninde ne türgerilimler,ısı ve kalp ritminde farklılıklar ile nefesinde nasıl bir hata oluşturduğu ve beyninde ne tür bioelektriksel görünüm kazandığıyla ilgili geribildirim vermek suretiyle düşüncelerine hakim olabilme yeteneği kazandırılır."

Fobi ile kaygının da birlikte seyrettiğini biliyoruz. Kaygı bozukluğu nedir, neden oluşur, kimler yatkındır?

Kaygı bozukluğu birçok tanıyı içinde barındırmaktadır.Bunlardan bazıları ;Ayrılma Kaygısı Bozukluğu,  Özgül fobi, Toplumsal Kaygı Bozukluğu (Sosyal Fobi), Panik Bozukluğu, Yaygın Kaygı Bozukluğu, Akut Gerginlik (Stres) Bozukluğu, Örselenme (Travma) ve Stresörle ilgili Bozukluklar; Tepkisel Bağlanma Bozukluğu, Hastalık Kaygısı Bozukluğu. Genelleşmiş kaygı bozukluğu, güne yayılan bir olumsuz beklenti içinde olunması durumudur. Çoğu zaman nedeni de yoktur bu durumun ama kişi sürekli olarak göğsünde bir baskı, bunaltı hissi, nefes alamama durumu, kaslarda gerginlik, ağız kuruması, ellerde, kollarda, yüzde uyuşmalar gibi bedensel şikâyetlerle giden bir durum yaşar. Bu durumu daha çok kadınlarda görüyoruz.